Bloggerlar Tarafından En Çok Okunan Kitaplar

En çok okunan kitaplar ile ilgili genellikle yayınevlerinin listeleri baz alınır ancak ben kendim takip ettiğim bloggerlara göre bir liste hazırladım ve içinden bana göre de en iyi olan kitapları seçtim. Bu nedenle aslında biraz fazla göreli bir liste olabilir. Ama hepsi çok güzel kitaplar, kesinlikle okunmasını tavsiye ederim. İşte benim tespitlerime göre en çok okunan kitaplar:

Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, James Joyce

Bu kitabın elbette çok baskısı var ancak ben Murat Belge tarafından çevrilen baskısını daha başarılı buluyorum. 2 Şubat 1882 – 13 Ocak 1941 tarihleri arasında yaşayan James Joyce bu yarı otobiyografik romanını, İrlanda’da geçen çocukluk ve gençlik yıllarından esinlenerek kaleme almış. Roman genel çerçevede genç Stephen Dedalus’un bir sanatçı olabilme arzusuyla, hayal gücünü boğan ve yaratıcılığını sindiren kiliseye, okula ve topluma başkaldırışını anlatıyor. Arka planda ise yazarın bağımsızlığını ilan etmesi için ailevi, kültürel ve milli değerlerini sorgulamasını içeriyor. Romanın başkahramanı tarafından söylenen “Non serviam (Hizmet etmeyeceğim)” sözü ise yazarın kişisel sloganı gibi…

Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig

Zweig’in tüm eserleri oldukça değerli ve akıcı. Herhangi bir öyküsünden ya da romanından başlasanız bile sanki aynı ciltmiş gibi diğer eserlerini de okumak istersiniz. Sıradan bir hayata ve iyi denebilecek bir ahlaka sahip olan bir adamın, bir gece tüm bunlardan sapıp “suç” işlemesi üzerine yeniden “hissetmeye” başladığını fark etmesi ve zamanla nasıl duyarsızlaştığını anlatan bu kitap ise, gençken elinize almanız gereken Zweig eserlerden sadece birisi.

Dönüşüm, Franz Kafka

İlk kez 1915’te yayımlanan Dönüşüm; Kafka’nın anlatım sanatının doruğuna ulaştığı en önemli eseridir. Toplumsal kalıpları  ve yozlaşmışlığı; romanın kahramanı Gregor Samsa’nın bir sabah uyandığında kendisini bir böceğe dönüşmüş halde bulması metaforu üzerinden anlatır.

Tesla Maskelerle Çevrili Bir Hayat, Vladimir Pistalo

Elektriği tüm dünyaya tek merkezden ve ücretsiz ulaştırabilmek amacıyla yaptığı dâhiyane çalışmalarıyla bilinen Tesla‘yı ustaca bir kurguyla anlatan Tesla Maskelerle Çevrili Bir Hayat; gençken okunması gereken, size ilham verecek ve değer katacak en iyi tarihsel-biyografik romanlardan biri. Çağının ötesinde bir mucidin, bir deli-dâhinin, kısacası sırlarla dolu bir adamın hikayesi… Her gencin hallerini, hayalleri uğruna ahlaksızlaşmaması gerektiğini, etiği, bilimi, bilimin önemini anlatan çok önemli bir eser. “Fikrimi çalmaları mühim değil… Asıl mühim olan kendi fikirlerinin olmaması.” Tesla

Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf

Woolf’un 1928’de kapılarını kadınlara yeni yeni açan Cambridge Üniversitesi’ndeki kadınlara hitaben yaptığı bir konuşması üzerine şekillenen bu kitap, ilk olarak, İngiltere’de kadınların seçme ve seçilme hakkı elde etmelerinden bir yıl sonra yayımlanır. Kadınların neden “Savaş ve Barış” gibi bir kitap yazamadıklarını; kadın yoksulluğu, namus kavramı ve yaratıcılığın doğası gibi pek çok konu çerçevesinde inceleyen yazar, “Feminizm neden var?” diyenlere de oldukça açıklayıcı cevaplar veriyor. Toplumsal cinsiyetin anlaşılması, feminizmin bir erkek düşmanlığı değil, kadınların kendini anlatma çabası olduğunun anlaşılması ve daha fazlası için gençken mutlaka okunması gereken bir eser.

Şibumi, Trevanian

Gençken okunması gereken eserlerden bir diğeri: Şibumi. Tam bir disiplin dersi niteliğinde eser. 445 sayfalık bu kitabın hiçbir bölümünde sıkılmayacağınızı da garanti ederim. Ya da en azından uzun tasvirleri ve bazı mağara bölümleri hariç. Yarı Rus, yarı Alman asıllı ve koyu bir Amerikan düşmanı olan Nicholai Hel, çok değişik konularda ustaca eğitilmiş, plastik bir kartla veya kurşun kalemle bir insanı rahatlıkla öldürebilen, 7 dili ana dili gibi konuşan görüp görebileceğiniz en özgün roman kahramanlarından biri. Nicholai Hel‘in saymakla bitmeyen özellikleri onu bazı sorunlarla baş etmeye zorlarken, bir Japon bilgesinden öğrendiği “Go” oyunu bu çabasında çok yardımcı oluyor. Go oyununu sevdiren en önemli eserlerden biri sanırım.

Georges Perec, Kayboluş

Bir yazar düşünün ki “e” harfini hiç kullanmadan koca bir kitap yazıyor. Ve Cemal Yardımcı da bu romanı “e” harfini kullanmadan Türkçeleştiriyor. İkinci Dünya Savaşı’nı, anne ve babasının kayboluşuna tanık olan bir çocuk olarak yaşayan yazar, hayatına damgasını vuran boşluğu bu olağanüstü romanında bir harfi ortadan kaldırarak yansıtmış. Ama daima yaptığı gibi, hüznünü coşkulu bir mizahla sarıp sarmalayarak, acı olanı gülünç, anlamsız olanı kurgusal kılarak, sıkıntılarından oyunlar çıkararak… Bu paradoksal yaklaşım baştan sona romana sinmiştir. Bir açıdan hoş bir fantastik komplo öyküsü.

Ursula K. Le Guin, Mülksüzler

Bilim-kurgu türündeki “Yerdeniz” serisiyle tanınan Ursula K. Le Guin’in distopya türündeki bu eseri, gençken tanımak bence büyük şans. Çünkü Mülksüzler’i okumadan hayatta bazı şeyleri doğru anlamak mümkün değil. Mülksüzler hem yeni bir yazarı tanımak hem de bilim kurgu, distopya türlerine giriş yapmak için en iyi eserlerden birisi.

Persepolis, Marjane Satrapi

Persepolis; İran devrimini küçük bir kız çocuğu olan Marjane Satrapi’nin gözünden anlatan mükemmel ötesi bir eser. Şah rejiminin düşürülmesi, İslam Devrimi’nin zaferi, İran-Irak savaşı, savaşın halk nezdinde sonuçları, siyasi baskılar ve dini; bu küçük çocuğun gözünden çoğu zaman basit çoğu zaman önemli örneklerle açıklıyor. Tarihsel roman niteliğindeki roman, sadece gençlerin değil ama mutlaka gençlerin okuması gereken bir eser bence. Kitabın aynı isimli 2007 yapılımı animasyon filmi de var ama elbette kitabın filminden çok daha detaylı.

Paris Düşerken, Ilya Ehrenburg

Gençken okunması gereken eserler diyince insanın aklı tarihsel romanlardan çıkmıyor. Bu nedenle okunması gereken bir diğer tarihsel roman: Paris Düşerken. Eser; 1930’ların ikinci yarısından, soğuk savaş rüzgârlarının Avrupa’yı içine aldığı 1950’li yıllara kadar uzanan dönemi tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden 3’leme kitap serisinin ilk kitabı. Hitler faşizminin işgali altında bulunan Paris’te, toplumun her kesimine ışık tutan kitap; bir yanda işgalcilerle işbirliği yapan yönetici kesimini, bir yanda faşizme karşı örgütlenen direnişçileri, bir yanda her şeylerini bırakarak şehri terk eden Parislileri anlatıyor.

Marcel Proust – Kayıp Zamanın İzinde

Marcel Proust‘u genç yaşta tanımak insana altından sunulmuş bir tepsi gibidir. Ve Marcel Proust okumaya başlamanız için tek yol ise “Kayıp Zamanın İzinde”yi okumaktır. Yedi ciltten ve yaklaşık 3200 sayfadan oluşan eser, dünyanın en uzun romanı olabilir. Bu seriyi okumak hiç kolay değil, sağlam bir irade, ciddi bir sabır gerektiriyor. Ama pes etmez, devam ederseniz Proust, çok kaliteli bir öğretmen gibi size karşılığını veriyor. Eserin sonlarına geldiğinizde okuma alışkanlığınızın seviye atladığını görecek ve bundan sonraki her kitabı daha farklı bir gözle okuyacaksınız. Kitapla ilgili biraz daha detaylı bilgi için şu yazıya bakabilirsiniz: Kayıp Zamanın İzinde 7 Adım

Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov

Cengiz Aytmatov ile gençken tanışmak çok önemli bence. Çünkü bize dünyaya bambaşka bir pencereden bakmayı öğreten önemli yazarlardan birisi. Yazarın okunması gereken önemli romanlarından birisi de içinde üç farklı hikayeyi barındıran “Dişi Kurdun Rüyaları”. Hikayelerden birisi, Mujunkum Ovası’nda yaşayan Akbar ve Taşçaynar isimli iki kurdun acı ve mücadele dolu hayatını anlatıyor. Bir diğeri, vicdanı olmayan, kibirli bir grup uyuşturucu kaçakçısının başından geçen olayları kapsıyor. Üçüncü hikaye ise Kırgız çobanlarının hayat hikayelerinden oluşuyor. Tüm hikayelerde yaşanan zorluklar, Sovyetler rejiminin çarpıklığı ve halkı nasıl sömürdüğü üzerinden bütünleşiyor temelde. Zaten Cengiz Aytmatov’un en sevdiğim özelliklerinden birisi, sıradan bir yaşamdan kocaman bir rejim eleştirisi çıkarabilmesi… Romanın sonunda ise üç hikayenin kesiştiğine tanık olacaksınız.

Beyaz Diş – Jack London

Beyaz Diş; istemediği şekilde, istemediği insanların eline düşen, gördüğü tüm acımasızlıklara ve kibire rağmen iyiliği keşfettiğinde buna uyum gösteren, iyiliğin iyilik, kötülüğün kötülük doğurduğunu bir kurdun dünyasından anlatan inanılmaz güzel bir eser. Ben üniversitedeyken okumuştum ve hayvanlara bakışım değişmişti. İnsanı duygusal yönden inanılmaz sarsan, kuvvetli bir kitap. Okuyun, hatta okutun derim…

Sırça Fanus, Sylvia Plath

İkinci tavsiyem, Sylvia Plath’tan Sırça Fanus. 27 Ekim 1932 – 11 Şubat 1963 tarihleri arasında yaşamış olan yazarın kendi hayatından yaşamından yola çıkarak kaleme aldığı bu eser; 1950’lerde New York’a büyük hayallerle gelen ve burada önemli bir moda dergisinde iş bulan parlak üniversite öğrencisi Esther Greenwood’un yaşadığı iş yoğunluğunu, hayal kırıklıklarını, kaybettiği masumiyetini, çöküşünü ve intihar girişimlerini anlatmaktadır. Sırça Fanus; yazarın ölümünden bir ay önce basılmış ve bence yazarın intiharını hazırlayan sebepleri çeşitli şekillerde içeriyor. Yazarın ölümünün nasıl gerçekleştiğini de kısaca hatırlatayım: Sylvia Plath 11 Şubat 1963 tarihinde sabah erkenden kalkıyor ve çocuklarının uyuduğu odaya çıkıyor. Çocuklarına bir tabakta ekmek, tereyağı ve iki bardak süt bırakıyor. Ardından alt katta bulunan mutfağa iniyor, kapıyı ve pencereyi havlularla sıkıca kapadıktan sonra fırını açıyor ve kafasını içine sokup gazın düğmesine basıyor. Birkaç saat sonra yerde ölü bulunuyor.

Kadersizlik, Imre Kertesz

Çağdaş Macar edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Imre Kertesz‘in bu eseri; 16 yaşındaki Yahudi asıllı bir Macar gencinin, babasını çalışma kampına yolcu etmesiyle başlıyor. Bir süre sonra, çalıştığı yere giderken, arkadaşlarıyla birlikte o da yolda polisçe yakalanıp Auschwitz toplama kampına giden bir trene bindiriliyor. O andan başlayarak gencin ağzından, gördüğü, duyduğu, tattığı, dokunduğu her şey, tüm ayrıntıları ve canlılığıyla dile getirilir. Genç, hiçbir yorum, hiçbir değerlendirme yapmadan, hiç abartıya kaçmadan, karamsarlığa kapılmadan, tanık olduğu her şeyi, ince bir mizahla anlatır. Kendisi de toplama kampında kalmış olan Imre Kertesz’in bu romanı, otobiyografik özellikler taşıyor. Macaristan Devlet Bakanlığı’nın basmayı reddettiği Kadersizlik, daha sonra Almancaya çevrilip basılınca, okurlar ve eleştirmenlerin büyük ilgisiyle karşılanmış.

Baba Evi – Avare Yıllar, Orhan Kemal

Yazdıklarında kimi zaman biyografik öğelerden de yararlanan Orhan Kemal’in en sevilen kitaplarından biri olan Baba Evi, “Küçük Adamın Romanı” dizisinin ilk kitabı. Çocukluktan gençliğe geçişi edebiyatımızda en iyi anlatan metinlerden biri olan Baba Evi, yine yazarın çok sevilen romanı Avare Yıllar’ın öncesini oluşturuyor. Avare Yıllar; halkına inanan bir yazarın dilinden, bireyin, zorlu bir çocukluğun ardından yetişkinliğe geçişte yaşadığı doğruları bulma mücadelesindeki korkularını, kaçışlarını ve geri dönüşleri anlatıyor.

Keyfili okumalar 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir