Özlem Narin Yılmaz: “Yazmak, öykünmekle başlar”

Özlem Narin Yılmaz;Kayıp Yalnızlık Ormanı” isimli öykü kitabı ile adım attığı edebiyat dünyasına “Kızböceği”, “Karmeleği” isimli öykü kitapları ve “Huzursuz Periler” ile “Kapıyı İçerden Kilitledim” isimli romanlarını da ekledi. Yalın, akıcı, içten bir anlatımı olan yazarın yazma serüvenini kendisinden dinleyin:

ozlem narin yilmaz - Özlem Narin Yılmaz: “Yazmak, öykünmekle başlar”

Özlem Hanım, öncelikle ilk yazma serüveniniz ne zaman başladı? Yazmaya nasıl karar verdiniz? Öğretmenlik mesleğinizin yazma sürecinize katkısı nedir?

Lise yıllarında şiirle başladı yazı maceram. Birçoğumuzun şiir yazmışlığı vardır bu yıllarda. Yani bu, ileride yazar olmak için belirleyici bir işaret sayılmaz. Oldum olası kitaplarla aram iyiydi. Bir çok klasik romanı, üniversiteye hazırlık kitaplarının arasına saklayıp okuduğumu hatırlıyorum. Ailem ders çalışmamı istiyordu, benim istediğim tek şey ise kitap okumaktı. Yoğun okumalar sonucunda “ben de yazabilir miyim?” sorusu belirmeye. Sonra bu soru yerini “ben olsam nasıl yazardım?”a bıraktı. Yazmak, öykünmekle başlar, tıpkı konuşmayı öğrenen çocuğun duyduklarını taklit etmesi gibi.  Ben de okuduğum ve etkilendiğim yazarlara öykünerek bir şeyler karalamaya başladım. Ve böylece  sözcüklerin ülkesine gerçek anlamda adım attım. Çünkü yazmayla  bir kez tanıştıysanız artık o zihninizin bir köşesindedir, sizi terketmez. Hele bir de “derdiniz” varsa… Dert derken, ille de kişisel dert olması gerekmiyor. Hassassanız ve hayatın dertlerini kendi derdinizmiş gibi görüyorsanız yazmak kaçınılmaz oluyor. İşte tam bu noktada mesleğimle ilgili bir durum devreye giriyor. Öğrencilerimin dertleri benim dertlerim oluveriyor mesela. Onların yoksulluğunu, yoksunluğunu, sevgisizliğini, çaresizliğini içimde hissediyorum, elimden bir şey gelmiyor. Sanırım yazmak en çok ‘elinizden bir şey gelmediği’ zamanlarda yapılıyor.

Bu zamana kadar üç öykü kitabı, Kayıp Yalnızlık Ormanı (2006, Everest Yayınları), Kızböceği (2008, Everest Yayınları), Karmeleği (2010, Can Yayınları), iki de roman Huzursuz Periler (2016, Ayrıntı Yayınları), Kapıyı İçeriden Kilitledim (2018, Ayrıntı Yayınları) yazdınız. Kitaplarınız basıldıktan ve insanlar sizi tanımaya başladıktan sonra hayatınızda neler değişti?

Yazdıklarım yayımlanmaya başladıktan sonra hayatımın değiştiğini söyleyemem. Kalabalıkları seven sosyal bir kişiliğim olmadı hiç. Zaten kitapları ve yazmayı seviyorsanız tenha bir hayatı da seçmiş oluyorsunuz. Çünkü yazmak, okumak, bir başına yapılan eylemler. Yazdıklarının yayımlanması, okuyucuya ulaşması bir yazar için sevindirici bir süreç. Mektubun sizden çıkıp muhatabına ulaşması gibi. Gönderilmemiş mektuplar hep bir yük ve iç sıkıntısı olurlar çünkü.

Öykülerinizde kadın sorunları, şiddet, eşcinsellik, kültürel farklılıklar ve savaş gibi toplumsal konulara değindiğinizi görüyoruz. Romanlarınızda da samimi bir anlatım ve güçlü karakterler söz konusu. Konuya nasıl karar veriyorsunuz? Karakterleri yaratırken nelerden besleniyorsunuz? Okuyucu ne düşünür diye düşünüyor musunuz?

Duyarlı bir bünyeniz varsa etrafınızda olup bitenlerden kendinizi soyutlayamazsınız. Kötülükler sizi sarsar, toplumun dışına savrulmuş olanlara ilgi duyarsınız. “Ben olsam ne hissederdim?” sorusunu çok sorarım kendime gündelik hayatta. Kendinizi başkasının yerine koyabilme becerisi yazma becerisiyle eşdeğerdir. Hiç tanımadığınız insanların ruh haline bürünebilmek, bunu kağıda aktarabilmek kolay olmayan, sancılı bir süreç.  Konu hayatın içinde. Okuduğunuz, duyduğunuz, izlediğiniz bir olay, bir mekan, yazmak için tetikleyici olabiliyor. Beni etkileyen her şeyi yazmıyorum elbette. Zamana bırakıyorum. Eğer hala zihnimi meşgul ediyorsa, yazılmayı gerçekten istiyor demektir. O zaman kurgulamaya başlıyorum. Bir süre, yazacağım kahramanlarla birlikte yaşıyorum. Yürürken, okurken, yemek yerken bana eşlik ediyorlar, kalabalıklaşıyorum. Onlardan kurtulmanın tek yolu yazmak. Niye kurtulmak istiyorum derseniz, “kalabalık” yaşamak zor oluyor. Hem onları unutmak da istemiyorum, ne de olsa bir süre bana yol arkadaşlığı yapmış oluyorlar. Okuyucu ne düşünür diye düşünmüyorum, eğer öyle düşünseydim yazdıklarımın birçoğunu yazmamış olurdum. Okuyucuyu önemsiyorum tabi ki ama okuyucu beğenisini gözeterek yazma ve yaratma sürecinin yara almasını istemiyorum.

Öykülerinizde ve romanlarınızdaki özellikle kadın karakteri özenle seçtiğinizi görüyoruz. Bu karakterler arasında kendinizi özdeşleştirdiğiniz bir karakter var mı?

Bir kadın olarak, hemcinsimi daha yakından tanıdığımı düşünüyor olabilirim. Ya da kadınları daha iyi anlayabilmek içindir belki de. Her yazar, yarattığı kahramana kendinden bir parça katar diye düşünüyorum. Birebir özdeşleştirdiğim bir kadın kahraman yok ama her birine kendimden bir damla katmış olabilirim.

İlk kitabınızdan son kitabınıza kadar nasıl bir değişim geçirdiğinizi düşünüyorsunuz? Sizce yazarlığınız nasıl gelişti, hangi boyutlarda olgunlaştı?

Duygularımız, bakış açımız, düşünce dünyamız hayatın içinde sürekli değişiyor. Tüm bunlar da yazdıklarımıza yansıyor. Önceki kitaplarıma dönüp baktığımda, keşke şunu şöyle yazsaydım, şu tekniği kullansam daha iyi olabilirdi dediğim oluyor. Belki bundan yıllar sonra da aynı şeyi şimdi yazdığım kitaplar için söyleyeceğim. Değişim ve dönüşümün varlığını kabullenirsek bu durum çok da anlaşılmaz gelmez. Yazdıklarımızın da, bizim duygu ve düşünce dünyamız gibi sürekli bir değişim ve gelişim içinde olması normal. Yazarlığım ve yazdıklarım hakkında çok uzun boylu laf etmeyi doğru bulmadığım için, sözü daha fazla uzatmayacağım.

Yazmak istemenize rağmen, yazmaktan çekindiğiniz ve yazmadığınız bir konu var mı?

Olmadı. Özellikle öykülerimi örnek gösterebilirim bu konuda. Toplumun tabu olarak kabul ettiği birçok konuda yazmaya çalıştım.

Okumayı en sevdiğiniz yazar ve kitapları söyler misiniz? Türk ve dünya edebiyatında sizi en çok etkileyen kitap ve yazarlar hangileri?

Çok fazla isim var ama ilk aklıma gelenleri yazabilirim.

Katherine Mansfield-Ah Bu Rüzgar, Virgina Woolf-Kendine Ait Bir Oda, G. Flaubert-Madame Bovary, L. Tolstoy-Diriliş, Suat Derviş-Ankara Mahpusu, Halide Edip Adıvar-Kalp Ağrısı, J. Luis Borges-Alçaklığın Evrensel Tarihi, E. Allen Poe-Morgue Sokağı Cinayeti, V. Nabakov-Lolita, D. H. Lawrence-Lady Chatterley’in Sevgilisi, Jean Rahys-Geniş Geniş Bir Deniz

Hayatınızı değiştirdiğini söyleyebileceğiniz kitap var mı?

Okumanın büyüsünü keşfettikten sonra her kitap hayatıma yeni bakış açıları, yeni hisler kattı. Bu anlamda okuduğum her bir kitabın dönüştürücü bir yanı var. Lise yıllarında Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını ilk okuduğumda etkilendiğimi hatırlıyorum. Belki hayatımı değiştirmedi ama yazar olma isteğimi körükledi.

Şu an ne okuyorsunuz?

Yalancı İpek Kız-Irmgard Keun (İletişim Yayınları)

Sinemaya uyarlanacak olsa, hangi romanınızın sinemaya uyarlanmasını istersiniz?

Bunu kendim söylemem doğru olmayabilir ama bazı okuyucularım Kapıyı İçeriden Kilitledim romanının sinemaya çok uygun olduğunu söylediler. Birçok öykümün de sinema için uygun olduğunu söyleyen okuyucularım olmuştu.

Öykü, roman, hatta biyografi de diyebileceğimiz türlerde eserler verdiniz. Gelecekte başka kitap projeleriniz var mı?

Bir yazarın edebiyatı hakkında fikir edinebilmek için onun tüm eserlerini okumak gerektiğini düşünüyorum. Dünya Edebiyatından bazı yazarların Türkçe’ye çevrilmiş bütün eserlerini arka arkaya okuyarak o yazarın edebiyatı hakkında bir fikir edinmeye  çalışıyorum. Virginia Woolf, Katherine Mansfield, Edger Allen Poe, J. Luis Borges, Jean Rhys gibi… Ve bu okumalarımın sonucunda düşüncelerimi yazılı hale getirerek kalıcılaştırmak istedim. İnceleme yazıları yazdım. Bu tür okumalarımı ve yazılarımı sürdürmeyi düşünüyorum. Şimdilik biriktiriyorum diyeyim.

Bundan 10 yıl sonra nasıl bir yazar olarak anılmak istersiniz?

Hayat gailesinden olabildiğince uzaklaşıp okumaya ve yazmaya daha çok zaman ayırabilmeyi isterim. Bundan on yıl sonra, yazmak istediklerimi yazabilmiş olmayı isterim.

Yazar olmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz neler olabilir?

Gençler yeni dönemde romanlar yayımlamaya başladılar. Bilinmedik, hatta sırf bu tür kitapları basmak için kurulmuş yayınevlerinde basılan romanları, gençlerin ilgiyle takip ettiklerini gözlemliyorum. Yazan gençlerin edebi birikimleri yok, gündelik dille yazıyorlar ve ciddi editöryal süreçlerden geçmiyor bu kitaplar yayımlanma sürecinde. Bence edebiyat için üzücü. Çünkü piyasaya ‘roman’ diye çıkıyorlar. Yazmak uzun uğraşlar gerektiren, zorlu bir süreç, hele edebi bir eseri yayımlatmak daha da zorlu. Öncelikle yazar olmak isteyen gençlerin çok okumalarını tavsiye ederim. Okumadan yazılanların, iyi bir edebiyat olma şansı yoktur diye düşünüyorum.

Röportajı Yapan: Bahar PAÇACIOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir