Satırlarında Kendinizi Kaybedeceğiniz 11 Kitap

Bir defasında bir söyleşiye katılmıştım. Yazar, “Edebiyat, yaşayamadığımız hayatların provasıdır.” diyerek söze başlamıştı. Hiç unutmadım bu sözü. Kitaplar, yolculuk gibidir, başı sonu olmayan. Dünyayı uç bucak gezdirir. Öyle ki kitaplardaki karakterler sizin dostunuz olur. Yeni yerler tanırsınız, hayatlarına dokunursunuz, onlarla gülümser, onlarla gözyaşı dökersiniz. Öyle bir kudrete sahiptir ki kelimeler; duygularınız ve düşüncelerinizle adeta bir çocuk gibi oynar. Liesel gibi kelimelere âşık olursunuz. Montag gibi sorgularsınız, nedir bir kitabı bu kadar korkulacak kılan diye. Tokyo’da yabancıları tanıdık kılar hikâyeler. Bazen bir gelinciğin bazen Azrail’in kendisinden dinlersiniz hikâyeleri… Her şeyden öte, sayfalar arasında gezinirken siz de kitabın bir parçası olursunuz ya da kendiniz satırlarında kaybedersiniz… Keyifli okumalar 🙂

Yolda, Jack Kerouac, Ayrıntı Yayınları

“Yolda özgürlük vardı. Yolda hayatın anlamı. Yolda bir arayış vardı, arayıp da bulamayış. Yolda sorular vardı, çoğu cevapsız. Ve yolda çoğu zaman masmavi bir gökyüzü, zümrüt yeşili çayırlar ve sonsuz bir kızıllık vardı.” Yolda

Beat Kuşağı’nın kurucusu olan Jack Kerouac’ın yazdığı “Yolda (On The Road)” kitabı; Jack Kerouac ve bir arkadaşının hiçbir iş ve para pul olmadan başından sonuna otostopla gezdiği Amerika seyahatinde yaşadıkları olayları ve düşüncelerini anlatıyor. Kitap bazı kaynaklara göre 1951 yılı içerisinde üç haftada, bazı kaynaklara göre ise birkaç yılda tamamlamış. Otobiyografik roman özelliği taşıyan kitabın, daktiloyla metrelerce uzun bir kâğıt ruloya yazıldığı söyleniyor. Roman ilk yayımlandığı zamanlarda yayıncılar tarafından defalarca sansürlenmiş, uygunsuz bulunmuş ve yazıldıktan tam altı yıl sonra yayımlanması kabul edilmiş. Hiç kimseye ya da herhangi bir ideolojiye bağlı kalmayan bu iki kişinin yaşam felsefesi, toplumda da kendini göstermiş ve seyahat tutkusu Beat Kuşağı’nı yaratmış. Buna göre nereye gittiğinin bir önemi yok, önemi olan tek şey yolda olmak… Seyahatlerimin olmazsa olmazı olan bu kitabı yolda olmayı sevenlere öneririm.

Genç Werther’in Acıları, Goethe, Can Yayınları

“Ah, bu boşluk! Göğsümdeki bu korkunç boşluk! Yalnızca bir kez, yalnızca bir kez yüreğime bastırabilsem onu, o boşluk dolardı…”  Genç Werther’in Acıları

Genç Werther’in Acıları, Werther’in Lotte’ye duyduğu platonik aşkını yazdığı mektuplardan oluşuyor. Lotte’nin dostluk ile aşk arasındaki sınırı geçme korkusu üzerine Werther ile arkadaşlığına son vermesiyle, Werther hayali dostu Wilhelm’e çektiği ıstıraplar hakkında mektuplar yazmaya başlar. Platonik aşkın, masumiyetin ve saf sevginin kitabı Genç Werther’in Acıları; yazıldığı dönemde sayısız genci intihara sürüklemesiyle kelimelerin gücünün insanlara ne denli yansıdığını göstermektedir.

Fahrenheit 451, Ray Bradbury, İthaki Yayınları

“Çoğumuz dünyayı dolaşıp herkesle tanışamayız, bütün şehirleri göremeyiz. Bunun için zamanımız, paramız ve bu kadar çok arkadaşımız yoktur. Aradığın şeyler, Montag, dünyada, fakat vasat bir insan için onların yüzde doksan dokuzunu görmenin yolu kitaplardan geçer.” Fahrenheit 451

Kitapların alev alma ısısını ifade eden Fahrenheit 451, Ray Bradbury’nin en ünlü eserlerinden biridir. İtfaiyecilerin yangınları söndürmek yerine yangınlar başlattığı bu romanda kitaplar, korkulan ve yakılması gereken nesneler olarak görülüyor. Kimsenin evinde bir kitap bulundurma hakkı olmadığı gibi kitapları okumak da en büyük suç. Daha önce neden kitapları yaktığını hiç sorgulamamış olan Guy Montag’ın hayatı, meraklı bir genç kız ile karşılaştıktan sonra tamamen değişiyor. Zamanı hızlandıran ve hayata farklı pencereler açan bu kitaplar alevlerin arasında kaybolurken Montag belki de insanların nicedir yapamadığını yapıyor ve sorguluyor…

Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan, Yapı Kredi Yayınları

Kasabadaki Anayurt Oteli‘nin katibi Zebercet‘in yaşadığı kişilik bunalımını ve yalnızlığı anlatan güzel bir kitap. Otele gelen müşterilerle kurulan birbirine benzer geçici ilişkiler, yalnızlığını derinleştirirken bir gece gizemli bir kadın ile tanışıklığı tüm bu sıradanlığını değiştirir. Ve bu düşün peşinde saklı duyguları, bastırılmış arzuları, hayalleri ve karanlık tarafları ortaya çıkar. Yusuf Atılgan’ın en önemli eserlerinden biri bence, kesinlikle okuyun…

Hayvan Çiftliği, George Orwell, Can Yayınları

“Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.” Hayvan Çiftliği

George Orwell’ın Hayvan Çiftliği, politik bir eleştiri olmasının yanı sıra masalsı bir üsluba sahip ancak hiciv dolu bir eserdir. İnsanların kötü yönetimine başkaldırıp, daha eşit bir topluluk yaratmak üzerine çiftliği ele geçiren hayvanları anlatır. Kısa sürede diktatör olan domuzların Stalin’i, insanların Hitler’i, Koca Reis isimli domuzun da Karl Marx’ı temsil ettiği açık. Eşitlik uğruna verilen mücadeleyi anlatan Hayvan Çiftliği, zamanında Pink Floyd’un Animals albümüne de ilham kaynağı olmuş. Kitaptan uyarlama radyo tiyatrosunu dinlemek isterseniz de şu linke göz atabilirsiniz: Radyo Tiyatrosu: Hayvan Çiftliği

Tokyu Uçuşu İptal, Rana Dasgupta, Metis Yayıncılık

“Her şeyi önceden planlayamayacağını aklında tut yeter. Bazen en iyi fırsatlar en uygunsuz zamanda karşına çıkar.” Tokyo Uçuşu İptal

Hint asıllı Britanyalı yazar Rana Dasgupta‘nın yazdığı bu kitapta; hava koşulları yüzünden başka bir şehre inen Tokyo Uçağı yolcularından on üçüne bir otel bulunamaz ve bu yüzden bu on üç yolcu hava alanında sabahlamak zorunda kalır. Zamanı hızlandırmanın en keyifli yolu ise herkesin bir hikâye anlatmasıdır. İşte bu kitap, dünyanın farklı köşelerinden gelen ve paslanıp unutulmaya yüz tutmayan bu on üç eşsiz hikâyeyi anlatıyor. Sabit fikir’in 2015’te seçtiği en iyi 50 roman listesinde keşfettiğim Tokyo Uçuşu İptal, birbirinden harika hikâyeler dinlemeyi sevenlere önereceğim bir kitap.

Martı Jonathan Livingston, Richard Bach, Epsilon Yayınları

“Uçmak, bir martının en doğal hakkıdır. Özgürlük ise, var oluşun bir parçasıdır. Boş inançlar olsun, gelenekler olsun, özgürlüğü kısıtlayan ne varsa, kaldırıp atmak gerek.”  Martı

Richard Bach tarafından 1972 yılında yazılan ve masal tadında bir öykü olan “Martı Jonathan Livingston”, farklılığın kabul görmediği bu dünyada martı Jonathan’un, diğerlerine sınırları aşmanın ve özgürlüğe giden yolun kendilerinden geçtiğini göstermesini anlatıyor. Hemcinsleri gibi sadece yemek peşinde koşmayı hayatının amacı edinmeyen; özgürlüğü için kanat çırpan ve hep daha yükseği hedefleyen, farklı bir martı Jonathan. Sürüden dışlanma pahasına içindeki özgün yanı göstermekten ve sınırları aşmaktan korkmayan, özgür bir ruh… Kitapla ilgili daha detaylı olan şu yazımızı da okuyabilirsiniz: Özgür Olma Mücadelesinin Romanı: Martı Jonathan Livingston

Bin Yıllık Hemşeri, Halil Babilli, April Yayıncılık

“Kitap dolu bir sandık hem manevi hem de dünyevi açıdan hayli ağır olabilir ve herkes bu ağırlığı yüklenemez.” Bin Yıllık Hemşehri

Halil Babilli’nin kaleme aldığı eser, firavun misali dua ederken ölümsüz bir gelinciğe dönüşen Theo’nun, 15. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan ve ağırlıklı olarak İstanbul’da yaşadığı doğaüstü olayları anlatıyor. Olayları kendine özel yöntemlerle ustalıkla çözen bu Bizanslı genç adam, yıllarının bir kısmını Kiliselerde, bir kısmını Cami’lerde ve bazen de Sinagog’larda geçiriyor. İlginç ve olağanüstü bir hikaye okumak isteyenlere…

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali, Yapı Kredi Yayınları

“Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, ‘Bu öyle olmayabilirdi!’ düşüncesi.” Kürk Mantolu Madonna

Sabahattin Ali’nin 1943 yılında yayınladığı Kürk Mantolu Madonna’nın başkarakterleri Maria Puder ve Raif Efendi’dir. İçine kapanık olan Raif Efendi, Berlin’de bir sanat galerisine gider ve gördüğü Kürk Mantolu Madonna isimli tablodaki kadına platonik olarak âşık olur. Bu kadın, dominant ve güçlü bir kadın olan Maria Puder’in ta kendisidir. Tabloda hayranlıkla izlediği kadını tam karşısında bulan Raif efendinin dünyası bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde değişir.

Naif bir ruhun, yaşam dolu çılgın bir ruha tesadüf etmesinin hikâyesi Kürk Mantolu Madonna. Yıllarca süren bir bekleyiş, yarım kalmış bir aşk ve bir başlangıç noktası olarak sanat. Belki de bu kadar çok okunmasının, kelimelerinin altlarının defalarca çizilmesinin ve bu derece büyük bir şöhrete kavuşmasının altında yatan sebep, okuyucu dünyasının en temel içgüdüsü: Yakın hissetmek, özdeşleştirmek. Yüzünde hafif bir tebessümle “tanıdık” hissetmek.

Tanrı’nın Formülü, José Rodrigues dos Santos, Pegasus

“Bazen hayat bana değersiz, önemsiz geliyor. Öleceğim ve insanlık beni hatırlamayacak; insanlık ölecek ve evren onu hatırlamayacak; evren ölecek ve sonsuzluk onu hatırlamayacak. Bizler zamanda kaybolup giden toz zerreleriyiz.” Tanrı’nın Formülü

Mozambikli yazar José Rodrigues dos Santos’un yazdığı kitap; zamanın başlangıcından evrenin sonsuzluğuna, dinden felsefeye, Tanrı’nın varlığından hayatın anlamına kadar uzanan, bir arayış ve sorgulama romanı aslında… 1951’de İsrail’in ilk başbakanı ve Einstein arasında geçen bir sohbetle başlayan eser, sohbetin amacı nükleer silah elde etmek iken, atomu, evreni ve Tanrı’yı sorgulayan bir boyuta geçiyor. Kitap, CIA’den bir Kriptolog olan Thomas Noronha’ya kadar birçok insanın deşifre etmek için peşine düşeceği, dünyayı tepetaklak edecek bilgilerle dolu. Meraklısına diyelim…

Kitap Hırsızı, Markus Zusak, Martı Yayınları

“Liesel kelimeleri okuyamayan kitap hırsızıydı. Ama inanın bana, kelimeler yoldaydı ve geldiklerinde, Liesel onlara bulut gibi ellerle tutunup, yağmur gibi sularını sıkacaktı.” Kitap Hırsızı

Markus Zusak’ın “Kitap Hırsızı” adlı romanı, Nazi Almanya’sında II. Dünya Savaşı’nın dorukta olduğu günlerde geçiyor. Bir kitap yakım töreninden çaldığı kitapla kelimelerin büyülü dünyasına adım atan Liesel Meminger, üvey ailesiyle yaşayan genç bir kız. Hayatı pamuk ipliğine bağlı Max ise ırkçılığın en üst safhada olduğu dönemde Liesel’in evine sığınan genç bir Yahudi. Bu iki dostun onları çepeçevre saran acımasız dünyadan kaçmalarının tek yolu ise, kitapların ve kelimelerin ikisine sunduğu hayal dünyası… Hikaye; Liesel ve küçük kardeşinin, annesi tarafından başka bir ailenin yanına evlatlık verilmek üzere trenle yola çıkması ile başlıyor. Gece yarısı trende kardeşi şiddetli bir öksürük krizine girip hayatını kaybediyor. Bunun üzerine annesi, bir rahip ve iki mezar kazıcı ile küçük bir cenaze töreni düzenleniyor. Bu sırada mezarcının cebinden toprağa siyah bir kitap düşüyor ve kardeşinin öldüğüne inanamayan Liesel, çığlıklar içinde elleriyle mezarı eşelerken bu siyah kitabı gizlice cebine atıyor. Liesel’in kitap çalma hikayesi böyle başlıyor ve ölen kardeşinin acısı, gördüğü kabuslar, yeni annesine alışmak zorunda olması, okula uyum sağlayamaması nedeniyle bu kitaba büyük bir bağlılık geliştiriyor. Beraberinde de kitap çalma macerası devam ediyor… Azrail’in ağzından anlatılan bu hikaye, Nazi Almanya’sında geçtiğinden, II. Dünya Savaşı’nın insanlar üzerindeki etkisi, Almanların diğer ırktaki insanlara karşı tutumu; açlık, sefalet, kirlilik, ölüm ve Yahudi olmanın zorlukları da hikayenin dış çerçevesini oluşturuyor… İlgisini çekenlere keyifli okumalar. Ayrıca kitabın sinema uyarlamasını izlemek isterseniz de 2013 yapımı Brian Percival‘in yönettiği “The Book Thief / Kitap Hırsızı” (IMDb: 7,6) filmini öneririm.

Keyifli okumalar 🙂

Yazan: Derin KUBİLAY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir