Oğuz Atay’ın Hayatı ve Eserleri

Oğuz Atay’ın Hayatı

Oğuz Atay, 12.10.1934 tarihinde Kastamonu’da dünyaya gelir. Babası Cemil Atay, Kastamonu doğumlu ve hukukçu; annesi Muazzez Hanım ise İstanbullu ve ilkokul öğretmenidir. Ayrıca Muazzez Hanım, aslen Fransız olan ve bir Türk subayıyla evlendikten sonra Müslüman olan Melek Hanım’ın kızıdır.

Oğuz Atay; küçük yaşta geçirdiği zatürre olma olasılığı yüksek ağır hastalığı nedeniyle tüm çocukluğunu annesinin yoğun ilgisi altında geçirmiştir. Hatta okul öncesi yıllarında, annesi bir süre Oğuz Atay ile ilgilenmek için işine ara verir.

Babası Cemil Atay’ın milletvekili seçilmesinin ardından, 1939 yılında Atay ailesi Ankara’ya taşınır. Bundan bir sene sonra, yani 1940 yılında kardeşi Okşan dünyaya gelir. Aynı sene Oğuz Atay, Ulus’taki Devrim İlkokulu’na başlar. Oğuz Atay 5 yaşında okumayı öğrendiğinden, okula ikinci sınıftan başlar. Kardeşi Okşan Ögel’in anlattığı bir hikayeye göre, ilkokulda sınıf öğretmeninin “İçinizde kardeşini kıskanan var mı?” sorusuna sınıfta sadece Oğuz Atay parmak kaldırmıştır.

Oğuz Atay, ortaokulda öğrenime devam ederken, Atay ailesi yine Ulus’ta bulunan ve daha çok milletvekili ailelerinin oturduğu Esen Apartmanı’na taşınırlar. Oğuz Atay, burada arkadaş olduğu Fikret’le geçirdiği zamanlarda, Batı müziği ve edebiyatıyla yakın ilişki kurar.

Lise Yılları

Lise öğrenimine, TED Yenişehir Lisesi‘nde (şimdiki Ankara TED Koleji) başlayan Oğuz Atay, derslerinde çok başarılı ve aynı zamanda sanata yeteneği olan bir gençtir. Kendi kendine mandolin çalmayı öğrenir, lisede sahneledikleri Shakespeare’in “Hırçın Kız (The Taming of the Shew)” adlı oyununda “Petruchio”rolünü başarıyla oynar ve okulun “Meşale Yıllığı”na karikatürler çizer. Oğuz Atay’ın yeteneklerini fark eden öğretmeni ünlü ressam Eşref Üren, Oğuz Atay’ın Güzel Sanatlar Akademisi’ne gönderilmesini tavsiye eder. Fakat babası Cemil Atay buna şiddetle karşı çıkar ve oğlunun para kazanabileceği bir meslek seçmesini ister.

1951 yılında liseyi 10 üzerinden 9,61’lik not ortalamasıyla birincilikle bitiren Oğuz Atay, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin sınavına girerek İnşaat Fakültesi’ni kazanır. 1950 yılındaki seçimde, Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinden sonra babası Cemil Atay bir daha milletvekili olmaz. Böylece aile İstanbul’a taşınır.

Üniversite Yılları

Üniversite yıllarında Oğuz Atay, çok çalışkan bir öğrenci değildir, ama yine de üniversiteyi fazla uzatmadan 1957’de bitirir. Üniversite okuduğu sırada bir dönem yoğun şekilde atletizmle ilgilenir ancak yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle spora devam edemez.

Oğuz Atay, 1950’li yılların sonlarından 1960’ların ortalarına kadar, aktif olarak sol hareket içinde yer alır. Üniversite yıllarında tanıştığı Yasin Demirsoy, Turgut Yavuzalp, Ural Özyol, Orhan ŞAHİNLER, Uğur Ünel, Turhan Türkel gibi isimlerle uzun süreli dostlukları olur. Ancak ileriki bir zamanda Ural Özyol’un kendisini Rumeli Hisarı’ndan atarak intihar etmesi, Oğuz Atay’ı hayatı boyunca etkileyecek ve “Tutunamayanlar”daki Selim karakterinin ortaya çıkmasına büyük etkisi olacaktır.

Askerliği ve Çalışma Hayatı

Oğuz Atay, 01.12.1957 tarihinde yedek subay olarak askere alınır. Askerliğinin ilk altı ayını İstanbul’da, sonrasını Ankara’da yapar. Ankara’da askerlik yaptığı sırada Pazar Postası dergisi etrafında birleşen yeni bir sosyalist çevreyle tanışır. Oğuz Atay, bu süreçte “Ne Yapmalı?” adlı bir metin yazar ve arkadaşlarına dağıtır. Daha sonra yazacağı “Tutunamayanlar” romanında bulunan “Ne Yapmalı?” başlıklı bölümün bu metin olma ihtimali yüksektir. Ayrıca bu dönemde Vüs’at Bener ile tanışır ve çok iyi dost olurlar.

1959 yılında askerliğini biten Oğuz Atay, İstanbul’a Döner ve Denizcilik Bankası, İstanbul Şehir Hatları İşletmesi Müdürlüğü’nde işe başlar. Burada iki yıl çalışacaktır. Aynı yıl, Ankara’da tanıştığı Pazar Postası dergisi İstanbul’da basılmaya başlar. Ancak derginin yazı işleri müdürü Mahir Kaynak, ilk sayının ardından derginin yönetimini Turhan Tükel, Doğan Dik, Sezer Tansuğ ve Oğuz Atay’a bırakır. Oğuz Atay gündüzleri Şehir Hatları İşletmesi Müdürlüğü’ndeki işinde geceleri ise derginin yazı, haber, çeviri ve diğer teknik işlerinde canını dişine takarak çalışır. Ancak derginin basımı 1960 yılı başlarında maddi imkânsızlıklar nedeniyle son bulur.

1959 yılında radyoda düzenlenen bir bilgi yarışmasına katılan Oğuz Atay, yarışmada tüm soruları rahatlıkla doğru cevaplar ve ödülü alarak yarışmaya bir kez daha katılmaya hak kazanır. İkinci yarışmada ise sadece son sorulardan birini bilemez. Elenmesine neden olan soru meteroloji ile ilgilidir.

1960 yılında Oğuz Atay, bugün Yıldız Teknik Üniversitesi olarak bilinen İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nde inşaat asistanı olarak çalışmaya başlar. 1960 darbesinin hemen ardından, Atay’ın ikinci dergi deneyimi, Turhan Tükel’le birlikte çıkarmaya çalıştığı “Olaylar” dergisidir. Kemal Tahir bu dergiyi de desteklemekte ancak cezaevinden çıktıktan sonra hiçbir örgütlü çalışmaya katılmamaya karar verdiğinden dergide yer almaz. Zaten dergi ekibi de bir türlü organize olamaz ve maddi sıkıntılar nedeniyle dergi çalışmaları yine hüsranla sonuçlanır. Dergi çıkarma çalışmaları konusunda yaşanan başarısızlıklar, Oğuz Atay’ı etkiler ve ilk romanı Tutunamayanlar’da aydın çevrelerinde gördüğü yozluğu ve çarpıklığı ifşa eder.

1962 yılında Uğur Ünel ile birlikte Betonar Şirketi’ni kurarlar ama ticarette başarılı olamazlar ve çok geçmeden kapanır.

Oğuz Atay, asistanlık yaptığı Yıldız Teknik Üniversitesinde, dönemin siyasi atmosferinde uzun dönem önü kesildiğinden, ancak 1975 yılında kadroya alınır ve vefat edene kadar burada çalışır.

Evliliği

Oğuz Atay ile Fikriye Gürbüz çifti, 1961 yılında evlenir. Çiftin bir kız çocukları olur. Ancak evlilikleri 6 yıl sürer ve 1967 yılında Oğuz Atay ile Fikriye Gürbüz çifti boşanır.

Vefatı

Oğuz Atay, 13 Aralık 1977 yılında vefat etmiştir.

Eserleri

1968 yılında Oğuz Atay ilk romanı Tutunamayanlar’ı yazmaya başlar. Roman 1971 TRT Kültür, Sanat ve Bilim Ödülleri Yarışması’nda başarı ödülü almasına rağmen, eleştirmenlerce çok eleştirilir. Hatta bu dönem Oğuz Atay, en yakınları tarafından dahi anlaşılamamanın sıkıntısını yaşar. Yaşadığı sıkıntılar, 1970-77 yılları arasında tuttuğu günlüğünde kendini göstermektedir:

“Halit de mektubunda yazmıştı: Batılılar aydınların sızlanıp durmasından bıkmış, dil özellikleri gösteren kitaplarım onlar için yeni bir şey değilmiş. Doğu’dan yeni bir ışık getirebilirsem… vs. Bu sözler de beni dehşete düşürüyor; anlatmak istediğimi tam ya da hiç veremiyorum demek ki. Ya da öyle bir şey işte anlattıklarım. Yaşarken unutulup gitmek. Bense neler düşündüğümü sanıyorum. Bu yüzden bu ülkede herkese kafa tutuyorum.” (Günlük, s. 260).

Oğuz Atay, Tutunamayanlar’ın basılmasının ardından hemen ikinci romanı “Tehlikeli Oyunlar”ı yazar ve bu romanı 1973’te yayımlanır. Aynı yıl “Korkuyu Beklerken” isimli romanını ve “Oyunlarla Yaşayanlar” adlı tiyatro oyununu yazar. 1975 yılında “Bir Bilim Adamının Romanı”nı yazar. Bu yıllar içerisinde aynı zamanda Oğuz Atay yaşadığı tecrübelerini “Eylembilim” adlı romanında yazmaya başlamış ancak kısa bir süre sonra hastalığı yüzünden romanını yarıda bırakmak zorunda kalmıştır.

“Hangi toplum katından gelirlerse gelsinler, aydın yani düşünen, kafasında yeni bir dünya kurmaya çalışan kimse kendi sınıfını kendi belirler,” (Eylembilim, s.78).

Bu yazıda yer alan bilgiler ağırlıklı olarak Yıldız Ecevit’in “Ben Buradayım…” Oğuz Atay’ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası kitabından edinilmiştir. Kitabın tamamı google kitaplarda bulunmaktadır, okumak isteyenler şu linke tıklayabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir